Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hoşçakal Sevgilim

  Napolyon Bonapart eşi Joséphine de Beauharnais'e yazdığı mektupta şöyle bir cümle kurmuş; “Ruhum üzgün, yüreğim köle, hayal gücüm beni korkutmakta.”  Benim ruhum bile özgür değil. Lakin hayal gücüm beni asla korkutmadı çünkü gözü en tepede olan biri korkmaz bunu seni sevmemden anlayabiliriz , anlayabilirdin oysaki..  Geçtiğim yollar pek bir anlamsızlaştı. Baktığım resimler yakılmaya yüz tuttu. Uzun zamandır aklımda olmayışın bana şu dünyada neler kaçırdığımı gösterdi. Seni sevmek bir lütuftu hatta bu dünyada bana verilmiş en güzel duygu sevgi idi kalpsiz birine verilebilecek en güzel hediye.  Şunu fark ettim ki gözlerine bakmadığım, seni duymadığım günler benim en acınası günlerimmiş fakat bunu yanındayken kabul etmeyecek kadar hatta göremeyecek kadar kibirliydim. Bu kibir bana şunu gösterdi ki dünya senin yanında görmediğim kadar berbat hâldeydi. Sen varken her şey gözüme güzel gözükmüş meğerse. Bu güzellikten memnundum ama dünyayı değiştirebileceğime inanıyo...

FARK EDİLMEYENLER!

  Konuşmak yerine yazmak daha kolay geliyor. Çünkü insanlar sözlerden çok yazılanları dinler. Bu da kalemin mi gücü? Telefonda not kısmına yazarken hangi güç peki ? Satırlara böyle mi başlamalıydım onu da bilmiyorum.    Aslında şu hayatta neye nasıl başlanır bilmiyorum. Gözlerin yine kıpkırmızı. Onun için ağlamışsın belli. Nasıl bu kadar seviyorsun onu? Seni hiç duymayan , görmeyen.. Çektiğin fotoğrafta zorla gülen , bir kez olsun sarılmayan birini nasıl seversin. Şimdi durup dersin ki karşılıksız sevgi. İyi de sen sevgiyi görmedin ki nerden biliyorsun da seviyorsun? Kimden duydun , kimin satırlarını okudun? Bak bu çok önemli. Turgut Uyar mı Oğuz Atay mı elbet birini okumuşsundur ama asla beni değil...  Karşılıksız sevgi çoğu insan tarafından yanlış anlaşılan ama bir o kadar da köşelerde kalmış kişilerin doğru bildiği bir duygu. Hiç bir şey beklemeden sevmek. Seni bile sevmemesini kabul etmek. Bunu kabul edemeyenler günün bir saatinde seni yol ortasında çekip vuruyor...

VAROLMAYANLAR

  Evet tamamdır sakiniz. Sonuçta çıldırmamak için bu yazıyı yazıyoruz. Eğer başaramayıpta     herhangi bir nebiye* (nankör iğrenç bencil insan) saldırırsam artık yazı yazmayı bırakmışım demektir. Daimi olarak anlaşılabilmek ve kendimi cesur hissedebilmek için yazıyorum. Sonuçta anlaşılmak devirimizde bir süper güç ve kendini anlatabilen bireyler süper kahraman, bizlerde stajyeriz işte. Stajyerlikten terfi etmenin de yolları var tabi ama ben yükselmek yerine görünmezlik ile uğraşıyorum ve işte ilk deneyimim;  Önce güzel bir betimleme yapalım ve kendimizden başlıyalım şöyle leş gibi kokalım , yırtık beremizi takalım , eski ayakkabımızı giyelim ve sakalımızı kesmeyelim. Amacımız etik kuralların önünde elimizden geldiğince küçülmek. İlk istikametimiz metro olsun sabah 6,7 gibi ceket giymiş güzel kokan sarışın bir kadının karşısına otur, birkaç dakika sonra sokak müzisyenleri metroya binicek keyfini çıkar ve bütün bozuk paranı ver ,teşekkür etmedi diye takma , metrodan...