Kayıtlar

Yörünge

  İnsan geride bıraktığı hissi öne çıkınca neden garip hisseder?   Hep var olan ama zamanla unutulmaya yüz tutmuş belki de acı ve kederle bırakılmak zorunda kalındığı bir durum diye mi veyahut sevinçle… Bunlar gibi yüzlerce basit ve önemsiz cevaplar silsilesi sayabilirim. Ama bende bıraktığı etkiyi tam olarak ne kendime ne de karşımdaki insana anlatamıyorum. Çünkü onu geriden çıkardığımda ya yine aynısı olursa ve yine pişman olursak diye keşkelerle dönmeyen bir dünyanın yörüngesinde kaybolmaya yeniden yüz tutmamız gerekecek sanırım. 

Kırmızı İp

  Geçenlerde instagramda arkadaşımın atmış olduğu bir video sayesinde “kırmızı ip teorisinin” ne olduğunu öğrendim. Bilmeyenler için hemen açıklayayım. Doğu ve Asya’ya dayanan bu inanış biçimi kaderlerinde bir araya gelmek olan kişilerin görünmez bir kırmızı iple birbirine bağlı olduğuna inanılan romantik bir efsanedir.   Bunu ben biraz tesadüf ve kader arasındaki ince çizgiye benzettim. Ki tesadüf diye bir şey asla yoktur. Yolda yanımızdan geçen bir insan bile bir sebepten geçmiştir. Ben daha çok kadere inanan tiplerden oldum. Belki de hayatımda sürekli önüme çıkan şeylerin kaderle bağlantısı olduğu içindir. Tesadüf hep imkansızmış gibi geliyor gözüme oysa ki hayatıma hiç ummadığım yerlerde bir çok insan girdi ve geçti. Şimdi kendi yazdığım tezi kendim çürüttüm. Böyle de dengesiz ve yine iki şeyin arasında kalan bir ben… Bir varmış bir yokmuş nerdeymiş bu kırmızı ip? 

Mutluluk

  Mutluluğun aniden gelen bir şey olduğunu söylerler halbu ki hep var olan sonradan nasıl gelsin dimi?   Böyle düşünmek için bir sürü sebep var tabi hayatımızda. Mutluluğu yaşadığımız anlara, seçtiğimiz tercihlere, aldığımız bir eşyaya bu belki de dünyanın en güzel kokan mumu dahi olsa. Mumu küçümsemiyorum tabi ki burada. Bazıları gerçekten mutluluktan da üstün kokuyor. Az kalsın buraya da random atacaktım.  Başladığımız yere her zaman ki gibi geri dönecek olursak benim inandığım şey insanın içinde hep mutluluğun var olduğu ve bunun bir üzüntüye yada içinde biriken öfkeye de dahil olduğu. Sonuçta tüm duygular birbiriyle bağlantı içinde bütünleşmesini sağlayan bu. Birine çok öfkeliyken de aslında mutluyuz hepimiz. Gün boyunca öfkenin sürdüğü vakit kadar mutluluğun da o kadar sürüyor. Maksat takılı kaldığın yere değil de mutluluğa odaklanmak. Zor gibi görünen onca şeyin içinde bence en kolay yaşanabilecek bir duygu. Doyumsuzluğumuz yüzünden mutlu olmayı bile en tepeye çıkar...

His

  Kitabın tam ortasından konuşmuştum seninle o gün ayaklarımız denize sıfır biri kırmızı biri yeşil kamp sandalyelerimizle otururken demiştim ki “Eğer bir gün ilişkimiz biterse şayet hayatım boyunca herkesten ve her şeyden kaçtığım gibi senden kaçmayacağım senin bende bıraktığın üzüntüyü yaşamak istiyorum çünkü sen buna değersin..” Şimdi ise ne haldeyim bilmiyorum. Garip bir halin içindeyim. Ne üzülebildim ne de sevinebildim bitmesine. İçimde neyin olup bittiğine dair bir fikrim yok. Bir buhranın içindeyim belki de ve bir gün patlayacağım ya da bundan sonra hep susacağım. Ama şunu biliyorum ki uzun bir süre iyi olamayacağıım. 

Özgürlük

Resim
  İnsan özgürlüğünü kısıtlamaya ne zaman başlıyor çocukken anne ve babalarımızın bizi yapma o olmaz diyerek maruz bıraktığı durumlarla mı yoksa biraz büyüdüğümüzde yaşıtlarımız tarafından sırf akran zorbalığna uğraramamak için kendi sesimizi kısmaya başladığımızda mı ve belki de çok büyüdüğünde veya büyüdüğünü sandığında sevdiğin , aşık olduğun adamın yanında bile sesini kısarak özgürlüğünü hiç ettiğin zamanlar mı ve     tüm bunlara rağmen hayatımızdan koparılan her bir an için hesap sorsak ne değişirdi;   Bana    bunu neden yaptırdınız bana bunu niye yaptın neden susmama engel olmadın konuşmam için yalvarmadın veya başka başka cümleler .. Olduğum yere beni o kadar hapsettin ki oysa gökyüzünü ben de görüyordum parkta kumla oynarken … -Özgürlüğün ne olduğunu bilmeden elinden alınan tüm kadınlara. -

HİÇSİN

  Kelimelerin kifayetsiz     kaldığı bir yerde konuşmanın ya da yazmanın çok anlamsız olduğunu bilsem de içimdekileri başka bir yolla aktaramayacağım kesin.   Söylediklerim ya da söylemediklerim arasında sıkışıp kaldığım zaman nereye savrulacağımı kestiremiyorum her insan gibi ... Neyi nerde söylemek gerektiğiyle o kadar çok ilgilendim ki söylemem gerekeni ya ben unuttum ya da zamanı geçti. Zamanı geçen bir şeyi de kimsenin önüne seremezsin de sonra sen serilirsin bir kenara neden söylemedim diye o an kalbini kıracağını düşündün sustun sırası değil dedin sustun şimdi anlamaz o beni dedin sustun sonra noldu o suskunluğun içinde sen sıkışıp kaldın ne için kim için ...  Zamanla bir bakıyorsun ki her şey anlamsız anlamını yitirmeye müsait değeri olmayan şeylere değer vermek için her şeyini ortaya dökerken bir sarsıntıyla hiçsin.  Noldu şimdi yine hiçte kaldık eninde sonunda kalacağımız yerde peki ben o hiçliğe gelene kadar ne yaptım sustum. Düşünmek için mi yok...

“Her şeyi hatırlıyorum”

  Yazdığım kitaba isim versem ne veririm diye aylarca düşündüm baktım her şeyi hatırlıyorum yazarken o zaman dedim ki evet bu “her şeyi hatırlıyorum” mükemmel bir isim. Sonradan bu ismin ne kadar acı verici olduğunu hatırladım. Hani şair demiş ya “hayat hatıradır unutursan ölürsün” diye bence unutmak en güzeli değil mi çünkü her şeyi hatırlamak bir cehennem hele de hatırladığın anıların sahipleri yanında değilse seni o zaman kimse suçlayamaz değil mi hatırladığın için ama unutursan bir gün işte o zaman büyük bir günah işlemiş olursun nasıl unuttu derler nasıl hatırlamaz derler kimse dönüp neden unutmak istediğini sormaz sadece yargılarlar sahi neden unutmak isteriz ki inan ben de bilmiyorum o kadar çok şeyi unuttum ki ama yine de biri çıkıp bir kelime arz ettiğinde delilircesine her şeyi hatırlıyorum benim için unutmak değil de ölmek daha kolay belki o zaman nefes almış olurum.