Kayıtlar

HİÇSİN

  Kelimelerin kifayetsiz     kaldığı bir yerde konuşmanın ya da yazmanın çok anlamsız olduğunu bilsem de içimdekileri başka bir yolla aktaramayacağım kesin.   Söylediklerim ya da söylemediklerim arasında sıkışıp kaldığım zaman nereye savrulacağımı kestiremiyorum her insan gibi ... Neyi nerde söylemek gerektiğiyle o kadar çok ilgilendim ki söylemem gerekeni ya ben unuttum ya da zamanı geçti. Zamanı geçen bir şeyi de kimsenin önüne seremezsin de sonra sen serilirsin bir kenara neden söylemedim diye o an kalbini kıracağını düşündün sustun sırası değil dedin sustun şimdi anlamaz o beni dedin sustun sonra noldu o suskunluğun içinde sen sıkışıp kaldın ne için kim için ...  Zamanla bir bakıyorsun ki her şey anlamsız anlamını yitirmeye müsait değeri olmayan şeylere değer vermek için her şeyini ortaya dökerken bir sarsıntıyla hiçsin.  Noldu şimdi yine hiçte kaldık eninde sonunda kalacağımız yerde peki ben o hiçliğe gelene kadar ne yaptım sustum. Düşünmek için mi yok...

“Her şeyi hatırlıyorum”

  Yazdığım kitaba isim versem ne veririm diye aylarca düşündüm baktım her şeyi hatırlıyorum yazarken o zaman dedim ki evet bu “her şeyi hatırlıyorum” mükemmel bir isim. Sonradan bu ismin ne kadar acı verici olduğunu hatırladım. Hani şair demiş ya “hayat hatıradır unutursan ölürsün” diye bence unutmak en güzeli değil mi çünkü her şeyi hatırlamak bir cehennem hele de hatırladığın anıların sahipleri yanında değilse seni o zaman kimse suçlayamaz değil mi hatırladığın için ama unutursan bir gün işte o zaman büyük bir günah işlemiş olursun nasıl unuttu derler nasıl hatırlamaz derler kimse dönüp neden unutmak istediğini sormaz sadece yargılarlar sahi neden unutmak isteriz ki inan ben de bilmiyorum o kadar çok şeyi unuttum ki ama yine de biri çıkıp bir kelime arz ettiğinde delilircesine her şeyi hatırlıyorum benim için unutmak değil de ölmek daha kolay belki o zaman nefes almış olurum.  

“Hoşça Kal”

  “....Bana değer vermez dedim verdin , görmez dedim gördün , duymaz dedim duydun her şeyi geçtim de bu adam beni sevmez dedim sevdin. Oturdum şimdi kağıtların başına neresinden tutup yazacağımı bilmiyorum. Sadece senden gitmediğimi biliyorum.” “Ama gittin Nurşen.” “Ama gittin Nurşen dedin biliyorum , fakat gitmedim Kâzım. Ben bir tek kendinden gitmeyi bilen bir kadınım başkasından değil. O yüzden sayfalarca yazabilirdim ama yazamıyorum. Sana susmak geliyor içimden.Lakin bir vapurda tanışmış olsaydık seninle rastgele işte o zaman daha çok konuşurduk... Hoşça kal.” Kâzım gözyaşını akıttığı kağıdı masanın üzerinde yanan muma yaklaştırdı. Kağıdın kenarını biraz tutuşunca hemen geri çekti. Çünkü fark etti ki yüreği yanıyordu. Eğer o kağıtta yanarsa yüreğine dair bir şey kalmayacaktı ortada. Neydi bu yaşadığı. Hangi ayrılık filminin sahnesiydi , hangi kitabın sonuydu. Hiç bir son böyle olmamalıydı. Bir kağıt parçasına layık görülmemeliydi. Her ayrılık gibi bir sohbeti hak ediyordu. Karş...

Hoşçakal Sevgilim

  Napolyon Bonapart eşi Joséphine de Beauharnais'e yazdığı mektupta şöyle bir cümle kurmuş; “Ruhum üzgün, yüreğim köle, hayal gücüm beni korkutmakta.”  Benim ruhum bile özgür değil. Lakin hayal gücüm beni asla korkutmadı çünkü gözü en tepede olan biri korkmaz bunu seni sevmemden anlayabiliriz , anlayabilirdin oysaki..  Geçtiğim yollar pek bir anlamsızlaştı. Baktığım resimler yakılmaya yüz tuttu. Uzun zamandır aklımda olmayışın bana şu dünyada neler kaçırdığımı gösterdi. Seni sevmek bir lütuftu hatta bu dünyada bana verilmiş en güzel duygu sevgi idi kalpsiz birine verilebilecek en güzel hediye.  Şunu fark ettim ki gözlerine bakmadığım, seni duymadığım günler benim en acınası günlerimmiş fakat bunu yanındayken kabul etmeyecek kadar hatta göremeyecek kadar kibirliydim. Bu kibir bana şunu gösterdi ki dünya senin yanında görmediğim kadar berbat hâldeydi. Sen varken her şey gözüme güzel gözükmüş meğerse. Bu güzellikten memnundum ama dünyayı değiştirebileceğime inanıyo...

FARK EDİLMEYENLER!

  Konuşmak yerine yazmak daha kolay geliyor. Çünkü insanlar sözlerden çok yazılanları dinler. Bu da kalemin mi gücü? Telefonda not kısmına yazarken hangi güç peki ? Satırlara böyle mi başlamalıydım onu da bilmiyorum.    Aslında şu hayatta neye nasıl başlanır bilmiyorum. Gözlerin yine kıpkırmızı. Onun için ağlamışsın belli. Nasıl bu kadar seviyorsun onu? Seni hiç duymayan , görmeyen.. Çektiğin fotoğrafta zorla gülen , bir kez olsun sarılmayan birini nasıl seversin. Şimdi durup dersin ki karşılıksız sevgi. İyi de sen sevgiyi görmedin ki nerden biliyorsun da seviyorsun? Kimden duydun , kimin satırlarını okudun? Bak bu çok önemli. Turgut Uyar mı Oğuz Atay mı elbet birini okumuşsundur ama asla beni değil...  Karşılıksız sevgi çoğu insan tarafından yanlış anlaşılan ama bir o kadar da köşelerde kalmış kişilerin doğru bildiği bir duygu. Hiç bir şey beklemeden sevmek. Seni bile sevmemesini kabul etmek. Bunu kabul edemeyenler günün bir saatinde seni yol ortasında çekip vuruyor...

VAROLMAYANLAR

  Evet tamamdır sakiniz. Sonuçta çıldırmamak için bu yazıyı yazıyoruz. Eğer başaramayıpta     herhangi bir nebiye* (nankör iğrenç bencil insan) saldırırsam artık yazı yazmayı bırakmışım demektir. Daimi olarak anlaşılabilmek ve kendimi cesur hissedebilmek için yazıyorum. Sonuçta anlaşılmak devirimizde bir süper güç ve kendini anlatabilen bireyler süper kahraman, bizlerde stajyeriz işte. Stajyerlikten terfi etmenin de yolları var tabi ama ben yükselmek yerine görünmezlik ile uğraşıyorum ve işte ilk deneyimim;  Önce güzel bir betimleme yapalım ve kendimizden başlıyalım şöyle leş gibi kokalım , yırtık beremizi takalım , eski ayakkabımızı giyelim ve sakalımızı kesmeyelim. Amacımız etik kuralların önünde elimizden geldiğince küçülmek. İlk istikametimiz metro olsun sabah 6,7 gibi ceket giymiş güzel kokan sarışın bir kadının karşısına otur, birkaç dakika sonra sokak müzisyenleri metroya binicek keyfini çıkar ve bütün bozuk paranı ver ,teşekkür etmedi diye takma , metrodan...